İki Cinnet Arasında Kalmak!

Mayıs 12, 2009

Bilge Köyünde cahilce, canice bir katliam işlendi malumunuz. Kırkdört can henüz bilmediğimiz bir sebeple yitip gitti. Kadın demeden, çocuk demeden, yaşlı demeden hunharca katledildiler. Olayın bu özeti bile trajediyi zihinlerimize, kalplerimize kazımaya yetiyor. Şu kısacık cümle bile gözyaşlarımızı tutamamamıza sebep oluyor. Hadisenin bu yalın hali dahi toplumun ruh halini derinden sarsmaya, infial derecesinde bir tepki doğurmaya kafi geliyor. Ancak medyamızın bilim, mesleki etik, toplumsal ruh sağlığı vb. gibi konularına uzak temsilcileri böylesi bir trajediden bile nemalanmak peşinde. Olayla ilgili soruşturma sürerken ve yetkililer olayın hassasiyeti gereği açıklama yapmazken edindikleri bölük pörçük bilgileri, daha doğrusu köyden ulaştıkları dedikoduları gerçekmiş gibi bağır çağır duyurmaktan geri durmuyorlar. Konu öyle bir çığırından çıktı ki, olayla ilgili onbeşe yakın gerekçe geziyor ortalıkta ama henüz gerçeğin gölgesine bile ulaşabilmiş değiliz! Hadisenin daha vahimi ise o meş’um anın detaylarıyla ilgili pervasızlıkta yatıyor. Görgü tanığı çocukların ifadelerinin ağıtlar ve figanlar eşliğinde sunulması, yetmediği yerde filmlerden, arşivlerden görüntü bindirilmesi, kime ne yararı olacağı belli olmayan detayların dakikalarca aynı kurguyla tekrarlanması ve meseleyi anlamaya çalışmanın çok uzağında adeta bir mesleki cinnet halini andıran onlarca haber ve detay arasında günlerdir boğuluyoruz.

Nedeni konusunda hala fikir sahibi olamadığımız, adeta bir toplu cinnet ayinini andıran bu katliamın sonucunda bu travma yetmezmiş gibi bir de medya cinnetinin arasında kalıyoruz böylece. Toplumun ruh sağlığı, çocukların psikolojileri bu haberlerle ne olur diye düşünmeyen medya yöneticilerinin sergiledikleri bu cinnet tavrı karşısında bizlere yine dehşete düşmek kalıyor. Ama bu böyle gitmemeli, toplumsal her olayda birilerini suçlayan, hatta yargılayan medya artık bu müptezel tavrını sorgulamalı. Bu haberi nasıl verirsek toplum daha az zarar veririz diye düşünmek yerine haber metinlerinden seçilen görüntülere kadar en sarsıcı, en olumsuzunu seçmekte ve hazırlamakta yarışan medyamızın temsilcileri artık kendilerine bir çekidüzen vermeliler. Çünkü yaşadığımız her toplumsal trajedinin altında daha önceden yaşanmış acı olayların ve bu olaylarla ilgili gösterilen özensizliğin izi olduğu açıkça görülüyor artık.

Topluma yön verme, yol gösterme, bilgi ulaştırma iddiasında olan ve iletişim anlamında bu iddiayı yanlış bir biçimde ileri götürüp toplum mühendisliğine soyunan medyamızdan en azından bu kadarcık bir hassasiyet ve “bilge”lik beklemek hakkımız. Hakkımız zira böyle iki cinnet arasında toplum olarak psikolojimizi korumak gittikçe zorlaşıyor!


Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.